Postmodern Kaosta Kıble Arayışı, Ali Bulaç

Postmodern Kaosta Kıble Arayışı, Ali Bulaç

Kategori
Yayınevi
Barkod
Kıble Arayışı Kitabı - Ali Bulaç
Vitrin Katagorisi
Aynı gün kargo

Postmodern Kaosta Kıble Arayışı - Ali Bulaç

"Bu Kitap,Varlık, insan ve hayat sarmalında Mevlâna’dan Yunus’a İslam ve kalp dengesinin izinin sürüldüğü Postmodern Kaosta Kıble Arayışı insan ruhunun

özgürleşimi için gerekli dinamiklerin şifrelerini çözüyor."


Yazar: Ali Bulaç

Editör: Ahmet Bozkurt

Yayına Hazırlayan: Nilgün Aslan - Sibel Çelik

Katagori: Tasavvuf- Felsefe - İnceleme - Düşünce

Sayfa Sayısı: 280

Boyut: 14 x 21 cm 

Basım Yeri: İstanbul

Basım Tarihi:  2013

Kapak Türü: Karton Kapak

Kağıt Türü: Kitap Kağıdı

Dili: Türkçe 

Dağıtım: Kitap Takipçileri

Temin Süresi: Aynı gün kargo

www.kitaptakipcileri.com

Aristo, "Kaza şeylerin özünü ortaya çıkarır,” der. Postmodernizm, bir vazo gibi moderniteyi orta yere attı. Vazo kırıldı, parçalara ayrıldı ve ne olduğu ortaya çıktı. Postmodernizmin yegâne hayrı vazoyu kırmasından ibaret. Ancak postmodernizmin yeni bir vazo yapma düşüncesi yok, her bir parça kendi başına yeter diyor. Postmodernizm şehvetle ve iştahla kışkırtılmış bedenler üzerinden zihinlere ve ruhlara narkoz yüklemektedir. Dünya gezegeninin ortasındaki, çekim gücü yüksek merkez dağılmış

durumda, her şey ve herkes uzay boşluğunda sanki. Şimdi ya kaosun belirsiz uzay boşluğunda yuvarlanıp gideceğiz ya da yeni baştan kendimizi toparlayıp paradigma değişikliği yapacağız.

Elinizdeki kitap insan, varlık ve hayatın anlamı konusunda kendi kaynaklarımızdan hareketle yeniden düşünme imkânına işaret etmeyi hedeflemektedir. Kitabın iki ana temasından biri "postmodern kaos”, diğeri "kıble arayışı”. İç içe geçen bölümlerden biri "modern ve postmodern dünyanın dramı”nı, diğeri de "yön ve kıble arayışı”nın zengin imkânlarını anlatmaktadır.

Ürettiği eserlerle düşünce dünyamızı uzun zamandır zenginleştiren Ali Bulaç’tan çığır açıcı bir kitap daha. Varlık, insan ve hayat

sarmalında Mevlâna’dan Yunus’a İslam ve kalp dengesinin izinin sürüldüğü Postmodern Kaosta Kıble Arayışı insan ruhunun

özgürleşimi için gerekli dinamiklerin şifrelerini çözüyor.

*** www.kitaptakipcileri.com

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ     9

- I -

NEYİ UNUTTUK:

DİN, TASAVVUF VE İNSAN

1. SÖZE GİRİŞ: SÖZÜN DEĞERİ VE ANLAMI     15

2. HATIRLATMALAR

KAÇIŞ NEREYE, ÇIKIŞ YOLU NERESİ?     23

Unuttuk mu, Kaybettik mi?     36

Tevhid ve Adalet, Sabır ve Sebat     41

3. VARLIK, İNSAN VE FITRAT     45

Varlık ve Varlık Düzeyleri     45

Din ve Fıtrat     48

Aslî Fıtrat ile Modern Fıtrat Arasında     51

4. BİLİNÇ     54

Bilinç ve Din     54

Parçalanmış Bilinç     60

Nefret ve Şizofreni     64

Düşünceyi ve Kişiliği Birleştiren Üst Bilinç     66

Dini Hayatın Diriltilmesi (İhya-u Hayatu’d-Din)     72

5. HAYATIN ANLAMI     75

Sistemin Hedefi, Hayatın Hikmeti     75

Hayat ve Ölüm     78

6. TASAVVUF     81

Zühd ve Takva, Felsefe ve Tarikat     81

Tasavvuf, Kelâm ve Fıkıh     92

Kur’an ve Sünnet Çerçevesinde Tasavvuf     100

7. MEVLÂNA CELALEDDIN     111

Kimin Mevlânası?     111

Mevlâna’nın Beslendiği Kaynaklar ve Profili     116

Mevlâna Gösterileri     122

Mevlâna, Kelâm ve Felsefe     124

Mevlâna’nın Dünya Görüşü ve İnsan Anlayışı     129

Filozof Mevlâna     129

Marksist Değerlendirme     131

Mevlâna: Müslüman Derviş     133

Dostluk ve Sevgi Anlayışı     136

Bilgi Anlayışı     139

Diyalektiği     143

Ruhun Özgürlüğü     149

Sevgiye Davet     152

Mevlâna "Gel, Yine Gel!” Diyor mu?

Diyen Kime Diyor?     156

8. DERVİŞ YUNUS     161

9. İNSAN: ALLAH’IN MURADI     170

Biz Kimiz?     170

Bizim Bir Hikâyemiz Var!     180

Murad-ı İlahi     180

Şeytan Niçin Secde Etmedi?     185

İnsan ve Günahı (İlk Günah ve Tevbe)     188

İnsan ve Kalbi     192

10. MODERN İNSAN VE DRAMI     199

İnsan Ne Halde?     199

Modernler İmkânsızı İstiyor!     203

İçindeki Sen!     209

Modernler Düşünür mü?     211

11. BİLİMSEL GELİŞMELER

BİZİ NEREYE GETİRDİ?     214

DNA’dan İnsana     214

Belirsizlik mi, Amaçlı Varoluş mu?     216

Gen Bozulursa İnsan, İnsan Bozulursa     219

Kâinat Bozulur     219

- II -

POSTMODERN KAOSTA KIBLE ARAYIŞI

12. KAOS VE POSTMODERN KAOS     225

Çatışmanın Düzeni     225

Varlığın Kemâli, Dünyanın Kusuru     229

13. ZİHNİN KAOSU     235

Hayatın Kaosu     240

Belirsiz Küreselleşmesinin Kaosu     242

Kalbin Aklı ve Yol Haritası     245

"Kemâl”den "Kişisel Gelişim”e     251

Kıble Nerede, Arayan Var mı?     253

Vasat Ümmetin Kıblesi     257

14. CAN SIKINTISI: CENNETİN ÖZLEMİ     262

Bilinçaltından Sanal Dünyaya     264

KAYNAKÇA     271

DİZİN     275 www.kitaptakipcileri.com

ÖNSÖZ

Yakın geçmişin "modernite veya modernlik” esas alınarak sınıflandırılması Batı’nın yeni tarih felsefesi, daha geniş anlamda "zaman” telakkisiyle ilgilidir. Moderniteyi esas aldığımızda tarihi üç ana döneme ayırmış oluyoruz: Modernlik öncesi (premodern) zaman, modern zaman ve postmodern (modernlik sonrası) zaman.

Modernlik öncesi zamanın insani ve sosyal gelişmenin "geri aşamaları”nı ifade ettiği açıktır. Tabii ki eskiden insanlar "gelişmişliklerini manevi olgunluk, ahlaki kemâl ve iç insani değerlere imtisal ile ölçerlerdi. İlerlemeci tarih görüşü "maddi-ekonomik hacimdeki artışı” ölçü olarak koydu. Nirengi noktası "aydınlanma” olan gelişme iki dönem arasında neredeyse radikal kopuşa yol açtı. Sanki insan, milyonlarca senedir hapsolduğu, sıkıştırıldığı kovuklarından çıktı; tabiatı, bedeni ve şeylerin tümü üzerinde mutlak hâkimiyet kurma seferini başlattı.

Modernite ile insan "birey”; beşeri tabii topluluklar "toplum-ulus”; zenaat "üretim”; mihnet yurdu dünya "yeryüzü cenneti” olacaktı. "Tanrı’ya ve efendiye başkaldıran” bireyin; cemaat ve geleneksel yapıları dağıtan toplumun; teokrasi ve mutlakiyetçiliklere son veren ulus devletin ve bütün bunlarla ilişkili olarak ahlaki davranışlarımızı belirleyen, bize kendi başına saçtığı ışıkla yol gösteren bireysel aklın bu dönemde ortaya çıkmış olması tesadüfi değildir.

Geride bıraktığımız üç yüz yıllık süreçte beşeriyetin ve yeryüzü gezegeninin geldiği nokta ortada. Ne birey projesi gerçekleşti ne de toplum farklılıkları bir arada tutabildi. Aksine herkes diğerinin şeytanlaştırdığı "öteki”si oldu. Fakat Batı’nın elinde başka malzeme olmadığından, gelecek projeksiyonlarında hâlâ belirleyici dinamiklerden birinin birey olduğunu varsayıyor. Modernliğin vaat ettiği özgürlük, refah ve güvenlik dünya nüfusunun yaklaşık beşte birinin imtiyazı ve avantajından ibaret. Geri kalan yüzde sekseninin acıları, yoksulluğu ve yoksunluğu kendi kaderleri addedildi.

Tanrı herkesi kendi merhameti, adaleti ve koruyuculuğu altında tutan mutlak varlık iken Nietzsche’nin bir metafor olarak kullandığı çerçevede "öldü”, O’nun merhametini temsil eden üstün güç ve kudret kalmayınca, Dostoyevski’nin dediği gibi "Tanrı yoksa her şey mubahtır” hükmünce, normlar ve kurallar insanların kendi öngörüleri doğrultusunda çıkardıkları yasaların insafına bırakıldı, yasalar meclislerin uhdesine verildi, ama meclisler daima iktidar seçkinlerinin arzu ettiği çerçevede düzenlendi, kitlelere düşen seçkinlerin arzularına hitap eden yasaları çıkaracak üyeleri seçmekten ibaret kaldı. Bu kitlelere demokrasiler yoluyla bir başarı ve aksi düşünülemez gerçekmiş gibi empoze edilen büyük yalandan başkası değildir.

Bu arada "ölen tanrı”nın yerini yeni tanrılar-tiranlar aldı. Eşya kutsaldan tecrid edildi, yerine sahte kutsallıklar ikame edildi; cemaatler dağıtıldı toplum kendi içinde bölünüp yeni gruplara ayrıldı. Ahiret inancının, aşkın/gayb boyutunun ve iç/batın hakikatinin unutturulduğu refahı yakalamış dünyada insan yiyen, içen, çiftleşen, dışkı atan ve eğlenen bir organizmaya dönüştürüldü. Refah içinde olanlar diğerlerinin acılarına karşı duyarsız kalmayı ve aldırışsız yaşamayı eğitim ve medya üzerinden edindi. Her gün televizyon ekranlarında kendi refahlarının sürmesi için çıkartılan savaşlarda, etnik ve mezhep çatışmalarında, süren yüz kızartıcı askeri işgallerde acı çeken yüz binlerin ses ve görüntüleri acının kendisine karşı ruhları nasırlaştırdı.

Yakın geçmişin üçüncü döneminde sökün eden postmodernizm her şeyi altüst etmeye başladı. Ortada ne Hakikat kaldı ne onu arayıp soran ve ona göre hayatını kurmayı düşünen kimse. Şimdi derin bir boşlukta herkes merkezden kopmuş bir parçacık gibi sallanıp durmaktadır.

Modernliğin birey, sekülarizasyon ve ulus devleti çökerken, postmodernizm şeylerin içini boşaltarak, merkez noktaları dağıtarak, "ne olsa gider, önemli olan sensin” diyerek zihinleri, kişilikleri ve hayatları parçalamakta, her bir parçayı gösteriye dönüştürmekte, metalaştırıp piyasanın işlevsel kullanımına sunmaktadır.

Hiçbir şey belirgin değil, kesinlik Hakikat’le birlikte kaybolup gitti, öyle de olur böyle de… Biyolojiden fiziğe, epistemolojiden küresel algılara kadar sadece belirsizlik hâkimiyetini sürdürmektedir. Bana göre ve sana göre algılarımızın, bilimsel araştırmalarda kullandığımız nesnenin gerçekliğini değiştirmektedir. Güç ve iktidar; şehvet ve iştah, hız ve haz ruhları yavaşlatıp işlevsiz hale getirirken bedenleri ateşlemekte, hareketi ışık hızına çıkartmaya çalışmaktadır. İnsan kendini yeniden ve parça parça klonlamaktadır, dökülen dişlerinin yerine çenesine kazıklar dikmekte, işe yaramaz organlarını kök hücre veya organ nakliyle yenilemektedir. Estetik cerrahiyle beğenmediği yerlerini, yüz nakliyle suratını ve suretini de değiştirerek kendini tanınmaz hale getirmektedir. Kadın ve erkek birbirlerine bağlı ve bağımlı yaşamayı reddederek özerkleşmekte, birbirlerine yabancılaşmaktadır. www.kitaptakipcileri.com

Aristo, "Kaza şeylerin özünü ortaya çıkarır,” der. Postmodernizm, bir vazo gibi moderniteyi orta yere attı. Vazo kırıldı, parçalara ayrıldı ve ne olduğu ortaya çıktı. Postmodernizmin yegâne hayrı vazoyu kırmasından ibaret. Ancak postmodernizmin yeni bir vazo yapma düşüncesi yok, her bir parça kendi başına yeter diyor. Postmodernizm şehvetle ve iştahla kışkırtılmış bedenler üzerinden zihinlere ve ruhlara narkoz yüklemektedir.

Dünya gezegeninin ortasındaki, çekim gücü yüksek merkez dağılmış durumda, her şey ve herkes uzay boşluğunda sanki. Şimdi ya kaosun belirsiz uzay boşluğunda yuvarlanıp gideceğiz ya da yeni baştan kendimizi toparlayıp paradigma değişikliği yapacağız.

İslam dünyası bu konuda diğer beşeri havzalardan daha şanslı. Zira zengin bir bilgi, irfan, tefekkür ve sanat mirasına sahip bulunuyor. Bizi birleştirecek aşkın ilke hâlâ canlı ve bizi bu ilkeye yöneltecek kıble belli.

Bu kitap insan, varlık ve hayatın anlamı konusunda kendi kaynaklarımızdan hareketle yeniden düşünme imkânına işaret etmeyi hedeflemektedir. Kitabın iki ana temasından biri "postmodern kaos”, diğeri "kıble arayışı”. İç içe geçen bölümlerden biri "modern ve postmodern dünyanın dramı”nı, diğeri de "yön ve kıble arayışı”nın zengin imkânlarını anlatmaktadır. İslam dünyasının bu küresel kaostan etkilenmediği söylenemez; ancak Müslümanların içine sürüklendiği kaos, kendi iç dinamikleri ve entelektüel hayatının sona ermesiyle değil, dışarıdan ve mekanik olarak kendisine empoze edilen emredici politikalar dolayısıyladır.

Batı kendi iç enerjisini tüketmiş durumda, İslamın ise enerjisi bastırılmaktadır. Felsefe ve sanat fonksiyon görmüyor, insan ve toplum sosyal bilimlerin determinizasyonuna terkedilmiş durumda. Çölleşmeye yol açan kültürün yerine irfanı, güç aracına dönüştürülen bilimin yerine bilgi ve hikmeti ikame ederek yeni bir bilgi felsefesine, hayatın anlamını merkeze alan bilim telakkisine, bizi kendisiyle uyum ve barış içine sokacak tabiat görüşüne ve harmonisine katıldığımız bir varlık tasavvuruna ihtiyacımız var. Bu konuda İslamın irfan ve hikmet kaynakları, tasavvuf mirası bize zengin perspektifler sunmakta, önümüze yeni ufuklar açmaktadır.

Bir keşf-i kadim olarak yeni bir kurucu fikir ve kök bilgiyle insan yeniden ayağa kalkabilir, yeni bir dünyanın ve yeni bir zamanın kapılarını arayabilir. İnsan maddi, sosyo-ekonomik şartların, tarihsel ve toplumsal durumların ürünü değildir. Etkilenir ama belirlenmez; çünkü Allah’ın muradıdır, göklerin ve yerin Yaratıcısı onu Eşref-i mahlukat mertebesinde kendi muradı olarak yeryüzünün halifesi kılmış bulunmaktadır. Ya misyonunu yerine getirecek veya her iki dünyada kendini heder edecektir.

Çaba bizden, başarı Allah’tandır!..

1

SÖZE GİRİŞ:

SÖZÜN DEĞERİ VE ANLAMI

Her zaman değilse bile, kimi durumlarda Çinlilerin deyimiyle söylemek icap ederse: "Eylem kolay, bilgi zordur.” Söz ile bilgi arasındaki ilişki, varlığın ahlaki düzenine işaret eder. Çünkü kutsal öğretilerin bize telkin ettiği gibi, söz bir sorumluluktur ve bu sorumluluğun bilincinde olmanın ahlaki ilkesi, kişinin "bilmediği şeyin ardına düşmemesi”dir (17/İsra, 36).

Bundan şunu anlıyoruz: Bizler insan teki bireyler olarak içinde yaşadığımız objeler ve/veya fenomenler dünyasında, şeylerin doğasını anlamaya ve bunların kendisinden neşet ettiği gerçekliğin bilgisini elde etmeye çalışırken bilginin özü ve nihai amacı olan özün bilgisine, kısaca hakikate saygılı olunması gerektiğinin farkında olmalı ve daima bir arayış içinde olduğumuzu unutmamalıyız. Manevi bir tutum olarak, belli bir alçakgönüllülük (tevazu) içinde insanın kendine karşı yine belli bir özgüven içinde olması paradoksal değildir. Çünkü ahlaki erdemlerin üstünlüğüne inanan insan, kendine saygı duymanın ancak Allah’a, tabiata, insana, topluluk hayatına ve tarihe derin saygı duymakla mümkün olacağını bilir. İşte bu "bilme” bilginin ilk adımı ve söze meşruiyet kazandıran bilinçtir. www.kitaptakipcileri.com

Doğu’da Yunanistan’a intikal eden ilimlerin ve hikmetin ilginç bir tezahürü şeklinde kurulan Delf Tapınağı’nın kapısında "kendini bil” yazmaktadır. Aşağı yukarı Çin’den İran’a, Babil’den Mısır’a kendilerinden haberdar olabildiğimiz kadim (antik) geleneklerin esasını teşkil eden bu çağrı, vahiy temelinde ortaya çıkan kitaplı dinler tarafından doğrulanmıştır. "Bilgi” ile bilme durumunda olan öznenin kendini bilmesinin çarpıcı örneğini Sokrat’ta bulabiliriz. O, felsefi faaliyetinin bir özeti olarak şöyle demişti: "Bildiğim bir şey varsa, o da hiçbir şey bilmediğimdir.” Tasavvufi halk irfanının en iyi örneği olan Yunus’ta bu mesaj şöyle ifade edilir: "İlim, ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Eğer kendin bitmezsen / Bu nice okumaktır.”

Kuşkusuz Yunus’un sözünü ettiği bilme eylemi, varoluşumuzun ahlaki amacına göndermedir. Bu ahlaki amaç belki de Hz. Muhammed’den (s.a.v.) rivayet edilen şu sözün sırrında yatmaktadır: "Nefsini (kendini) bilen, Rabbini bilir.” Burada sözü edilen nefs, ontolojik ve manevi varlığımızın en derin tabakalarına kök salan entelektüel benliğimizin cevheri, kısaca öz varlıktır. Muhtemelen amacı bu şekilde tanımlanan bilgi ile ve öz varlığın dolayımında insanın hakikatin bilgisi ve aşkın birleştirici ilke ile iletişim kurması, evrensel ahenge, kozmik harmoniye katılması ancak bu yolla mümkün olabilir.

Epistemolojinin ezeli sorunuyla ilgili olan bu konuda, karmaşık felsefi argümanların labirentine düşmeden şu noktanın altını çizebiliriz; Modern çağda ve modernite ile birlikte bilgi, güç toplamanın bir aracı şeklinde tanımlandı ve mümkün olan çok sayıda bilme türlerinden sadece bir tanesi olan "bilimsel bilgi” mutlaklaştırıldı. İşte, insan olarak bizi aydınlanmacı zihnin bir inşası olan modernitenin kapalı sistemine hapseden bu yanlış tanım ve tehdit edici mutlaklaştırmadır. www.kitaptakipcileri.com

Bu bağlamda modern dünyanın bir hapishaneye dönüştüğünü fark eden seçkin zihin sahibi insanların her gün biraz daha yükselttikleri itirazlar, muhalif sesler hiç de boşuna değildir. Ben, Michel Foucault’nun "her koridorunun sonunda asık suratlı gardiyanların durduğu hapishanesi”nden kurtulmak için bilgi üzerinde tekil blokajlar kuran modernitenin dışında "alternatif mümkün yollar” aranması gerektiğini düşünüyorum. Tekil blokajlardan çoğul arayışlara geçebilmek, bu yönde atılacak ilk adımı oluşturacaktır. www.kitaptakipcileri.com

Bu ürüne ilk yorumu siz yapın!
Ürün hakkında henüz soru sorulmamış.
Bu ürünün fiyat bilgisi, resim, ürün açıklamalarında ve diğer konularda yetersiz gördüğünüz noktaları öneri formunu kullanarak tarafımıza iletebilirsiniz.
Görüş ve önerileriniz için teşekkür ederiz.
Hiçbir yerde bulamadığım kitabı sizde bulduğum için ilk kez alışveriş yaptım. Ortalama olarak piyasanın epey üzerinde fiyat koymuşsunuz kitaplara O yüzden sadece almam gerekeni alabildim maalesef
M... M... | 24/11/2025
Minik bir şişe esans için bile gösterdiğiniz özen, paketleme ve hızlı kargo için çok teşekkür ederim.
D... Ö... | 27/10/2025
Kötü hiç beklemedim, 3 tane ürün aldım, 750₺ tuttu kesinlikle değmez, kargo ücreti de ödedim o da PTT kargo en geç geleni hiç tavsiye etmiyorum
o... ö... | 27/03/2025
Hızlı aksiyon alındı
S... Y... | 15/03/2025
Kargo gayet hızlıydı ve ürün çok güzel paketlenmisti çok beğendim
T... K... | 31/01/2025
Özenle paketlenmişti, en ufak bir zarar görmeden elime ulaştı. tatlı ikraminiz icin ayrıca teşekkür ederim
M... E... | 06/01/2025
On numara
Ahmet Arik | 24/12/2024
Güzel
E... Z... | 22/11/2024
Güvenilir, ürünleri değerli ve kaliteli. 4-5 yıldır alışveriş yaptığım ve memnun kaldığım alışveriş sitesi. Güvenle herkese tavsiye ederim.
B... G... | 18/10/2024
Çok hızlı ve sağlam bir şekilde elime ulaştı.Çok teşekkürler
S... B... | 27/09/2024
Postmodern Kaosta Kıble Arayışı, Ali Bulaç Postmodern Kaosta Kıble Arayışı, Ali Bulaç, Postmodern Kaosta Kıble Arayışı - Ali Bulaç, '',İnceleme, Araştırmacı, Gazeteci, Zaman,Gazetesi, yazarı,yazar, çıra,,meali, mealli, ''Bu Kitap,Varlık, insan ve hayat sarmalında Mevlâna’dan,ali bulaç kuran meali indir ali bulaç kimdir, ali bulaç kitapları, ali bulaç yazıları, ali bulaç makaleleri, ali bulaç biyografisi,, ali bulaç meal, ali bulaç makale,google kıble bulma, kıble nasıl bulunur, kıble nedir, kıble yönü nasıl bulunur, google kıble, kıble tayini,kıble tayini pusula, kıble tayini programı, kıble tayini hesabı kıble nasıl bulunur, kıble tayini nasıl yapılır, kıble yönü tayini, , tayini google, , yönü, kıble saati, kıble bul,, İnkılap Kitabevi, Tasavvuf Kıble Arayışı Kitabı - Ali Bulaç
Postmodern Kaosta Kıble Arayışı, Ali Bulaç

Tavsiye Et

*
*
*
ideasoft e-ticaret paketleri ile hazırlandı.